Beş Sene Önce Bugün Hunharca İşlenen Cemal Kaşıkçı Cinayetinin Perde Arkasını Aralıyoruz

2 Ekim 2018 günü, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda korkunç bir olay yaşandı. 

Cemal Kaşıkçı isimli bir gazeteci, vatandaşı olduğu ülkenin başkonsolosluğunda öldürüldü ve cesedi ortadan kaldırıldı.

Yaşanan süreç hem Türkiye’de hem Suudi Arabistan’da hem de tüm dünyada geniş yankı buldu. 

Gerilim ve korku filmlerini aratmayacak vahşetin izlerini takip ederek sizler için derledik.

Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan uyruklu ülkesindeki hükümete muhalif bir gazeteciydi. Yaşayacaklarını kendisi bile önceden tahmin edemezdi.

18 Eylül 2017’de Suudi Arabistan’ı terk eden Kaşıkçı, muhalif durumda olduğu ülkesindeki hükümete karşı yazılarını ve haberlerini sürgündeki yaşamında da sürdürdü. 

Sık sık Türkiye’ye gelen ve Hatice Cengiz isimli Türk bir kadınla hayatını birleştirmek isteyen Kaşıkçı’nın kaderi, bu isteğiyle birlikte değişecekti.

Hatice Cengiz ile nişanlanan Cemal Kaşıkçı, nişanlısıyla resmi olarak evlenmek için ülkesi Suudi Arabistan’dan bekar olduğuna dair belgelere ihtiyaç duydu. Yaşamında yapmak istediği bu yeni başlangıç, onu sonsuz bir girdaba sürükleyecekti.

Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na yaptığı ilk ziyarette hiçbir sorun yaşamayan gazeteci, son derece nazik ve ılımlı bir tavırla karşılaştı. 

Kendisine 2 Ekim tarihinde gerekli belgeleri almak için konsolosluğa yeniden gelmesi gerektiği söylendi. 

Öldürüleceğine dair şüpheleri olmasına rağmen, sevdiği kadınla evlenmek için belgelere ihtiyaç duyan Kaşıkçı, kaygılarını korumasına rağmen 2 Ekim günü yeniden konsolosluğa gitti.

Cemal Kaşıkçı kendi ölümüne doğru yol alırken kendisi için de hazırlıklar yapılıyordu. 1 Ekim günü Suudi Arabistan’dan özel bir tim İstanbul’a inerek Konsolosluğa yerleşti.

Cemal Kaşıkçı, bir daha çıkamayacağı Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu binasına 2 Ekim 2018 günü, saat 13:14’te tek başına giriş yaptı. Nişanlısı Hatice Cengiz kendisini dışarıda bekliyordu. Nişanlısını son kez gördüğünü kuşkusuz kendisi de bilmiyordu. 

Saat 15:30 olmasına rağmen nişanlısının binadan çıkmaması üzerine Hatice Cengiz telaşa kapıldı. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’ı arayarak durum hakkında bilgi verdi. İşler karışıyordu.

Konunun medyaya yansıması uzun sürmedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cemal Kaşıkçı’nın hala konsolosluk binasında olduğunu belirtti. Peki Kaşıkçı’ya ne olmuştu?

4 Ekim’de Suudi Arabistan hükümeti, Cemal Kaşıkçı’nın işlemleri tamamlandıktan sonra arka kapıdan ayrıldığını duyurdu. Elbette bu açıklamaya başta Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz olmak üzere hiç kimse inanmıyordu. 

Olayın peşini bırakmayan Hatice Cengiz, Türk makamlarını harekete geçirdi. Konu hakkında kapsamlı soruşturma başlatıldı. 

Polis araştırması ve kaynağı açıklanmayan kayıtlarına göre, Kaşıkçı’nın konsolosluğa girdikten sonra işkence edilerek öldürüldüğü tespit edildi.

Konu deşildikçe katliamın da iç yüzü belli oluyordu. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın emriyle özel ekipler İstanbul’a gitmiş ve cinayeti işlemişti.

Anonim kayıtlara göre Kaşıkçı önce işkenceye maruz kalmış, ardından öldürülmüş, cesedi parçalara ayrılmış, birden fazla torbaya doldurularak konsolosluktan çıkarılmış ve tüm bu vahşet görevin başarıyla tamamlandığını kanıtlamak amacıyla kayıt altına alınmıştı. 

Vahşi cinayetin emrini veren kişi ise Prens Selman’dan başka birisi değildi. 

Ancak hesaba katmadıkları bir kişi vardı. O kişi Kaşıkçı’nın inatçı ve kararlı nişanlısı Hatice Cengiz’di.

Yaşananların görmezden gelinmesine izin vermeyen Hatice Hanım, tüm Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Konu bir anda Türkiye’de en çok konuşulan konu haline geldi.

Siyasetçiler, cinayetin hasır altı edilmesine izin vermeyeceklerine yönelik açıklamalar yaptılar. İstanbul Valiliği, Hatice Cengiz’in süresiz olarak koruma altına alındığını duyurdu. 

Baskılara direnemeyen Suudi Arabistan Hükümeti de sonunda pes etti ve beklenen açıklamayı yaptı:

19 Ekim’de yapılan açıklamada, Cemal Kaşıkçı’nın Başkonsoloslukta karıştığı bir kavga sonucu öldüğüne yönelik mesaj paylaşıldı.

Hatice Cengiz’in çabaları karşılık buldu ve Türkiye davayı sahiplendi. Nisan 2020’de 20 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet istenen iddianame kabul edildi. Sanıklar firari olduğu için sembolik de olsa Türkiye’de de dava başladı.

Gelin görün ki 2021 yılı geldiğinde Türkiye’yi ekonomik kriz sarıp sarmalamıştı. Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilerin iyi gitmesi büyük önem taşıyordu. Türkiye’ye girecek sıcak paranın kaynağı da önemli ölçüde bu ülkelerdi. 

Bu durum, Türkiye’yi bu davayı genişletme ve Prens Selman’ı direkt karşısına alma gücünü zayıflattı. Zira Suudi Arabistan, Kaşıkçı Dosyası’nın kapatılmasını açıkça talep ediyordu. Büyük bir kararlılıkla başlayan ve en üst düzey yetkililerin sahip çıktığı dava bir anda gevşetildi.

Sonunda beklenen oldu. 31 Mart 2022 tarihindeki duruşmada savcı yargılamanın durmasını ve dosyanın Suudi Arabistan makamlarına devrini talep etti. Mahkeme heyeti, savcının talebi hakkında Adalet Bakanlığı’ndan yazılı olarak görüş istenmesine karar verdi.

7 Nisan’daki son duruşmada ise Türk Mahkemesi ‘yetkisizlik’ kararı vererek dosyanın Suudi Arabistan’a transferi noktasında karar verdi. 

Bir başka ifadeyle, ‘katilden kendi kendini yargılaması’ istendi. 

Tüm çabalarına rağmen gerçek suçluların ceza almasını sağlayamayan Hatice Cengiz ise hiç değilse bu vahşetin tüm dünyada bilinmesini sağladı. 

Akıllarda ise Hatice Hanım’ın nişanlısının son anlarına ilişkin söylediği şu sözler kaldı: ‘En azından kendisini çok seven birisinin var olduğunu bilerek öldü’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir